DUYURULAR
MEHMET MOLLAİSMAİLOĞLU Tarafından Tarihinde yazıldı
Bu yazı 1.223 defa okundu

MALİYE BAKANLIĞI ÖZELGELERİ


Vergi incelemeleri ve takdir komisyonuna sevk işlemleri ile devam eden vergi incelemelerinde, nezdinde inceleme yürütülen gerçek kişilerde kendisi, tüzel kişilerde kanuni temsilcisi, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bu teşekkülleri idare edenler tarafından hazırlanan imzalı bir muvafakatnamenin verilmiş olması şartıyla, 3568 sayılı Kanun kapsamında yetkisi bulunan meslek mensupları ile avukatlar veya mükellefler tarafından belirlenen diğer kişilerin, mükellefle birlikte veya mükellef olmaksızın vergi incelemesini yürütenlerle inceleme ile ilgili olarak görüşmesi, bilgi ve belge sunması hk.

04.01.1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 30. maddesinin birinci fıkrasında re’sen vergi tarhı tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise 6 bent halinde re’sen tarh sebepleri sıralanmıştır. İlgili Kanun’un 74. maddesinde takdir komisyonlarının görevleri, 75. maddesinde komisyonların yetkileri açıklanmış olup aynı Kanun’un 134. maddesinde incelemeden maksadın ne olduğu izah edilmiş, 140. maddesinde ise vergi incelemelerinde uyulacak esaslar düzenlenmiştir. Öte yandan 31.10.2011 tarihli Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te vergi incelemelerinde uyulacak diğer usul ve esaslar belirlenmiştir.

Vergi Usul Kanunu kapsamındaki vergi incelemesi ve takdir işlemleri esas itibarıyla yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir. Bununla birlikte Bakanlığımıza intikal eden bazı konular ve müstakar hale gelmiş olan yargı kararları nedeniyle vergi incelemeleri ve takdir işlemleri süreçlerinde tereddüt oluştuğu ve uygulama farklılıklarının bulunduğu anlaşılmıştır. Oluşan tereddütlerin giderilmesi ve uygulama birliğinin sağlanması amacıyla aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

1- Vergi incelemesinden maksat ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır. Bu maksat doğrultusunda vergi incelemelerinin ve inceleme sonrasındaki idari işlemlerin süresinde tamamlanabilmesi amacıyla, iade talepleri ile adli makamlardan gelen inceleme talepleri hariç olmak üzere, tarh zamanaşımının son yılında yürütülen vergi incelemelerine ilişkin görevlendirmeler en geç içinde bulunulan yılın Haziran ayı sonuna kadar yapılacaktır.

Bu tarihten sonra zamanaşımlı döneme ilişkin olarak gelen vergi inceleme talepleri hakkında vergi incelemesine ilişkin görevlendirme ve/veya takdire sevk işlemi yapılmayacaktır.

Öte yandan tarh zamanaşımının son yılının Haziran ayından sonra kayıtlara intikal eden ihbar ikramiyesi talepli ihbarların, ilgili değerlendirme komisyonu tarafından tetkik edilerek, durumu uygun görülenlerin, incelemeye veya takdire sevk işlemi yapılması mümkündür.

Diğer taraftan Vergi Usul Kanunu’nun 253. maddesine göre defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterler ile vesikaları, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar. Dolayısıyla takdire sevk işlemi yapılan mükellefler hakkında bu süre dolduktan sonra incelemeye başlama tutanağı düzenlenmeyecektir.

2- Tarh zamanaşımının son yılında yürütülen vergi incelemeleri, raporun en geç içinde bulunulan yılın Ekim ayının son gününe kadar vergi dairesi kayıtlarına girmesi sağlanacak şekilde, incelemeye başlanılan birim bünyesinde tamamlanacaktır. Diğer taraftan ilgili birimlerde başlanılan ve o yılın sonu itibarıyla tarh zamanaşımına uğrayacak dönemlere ilişkin vergi incelemeleriyle ilgili olarak takdire sevk işlemi de yapılmayacaktır.

3- Haksız iadenin geri alınması veya indirimin reddi gibi tarhiyat gerektiren ancak matrah veya matrah farkı takdiri niteliğinde olmayan işlemleri içeren konular hiçbir surette takdir komisyonlarına sevk edilmeyecektir.

4- Devam eden vergi incelemelerinde, nezdinde inceleme yürütülen gerçek kişilerde kendisi, tüzel kişilerde kanuni temsilcisi, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bu teşekkülleri idare edenler tarafından hazırlanan imzalı bir muvafakatnamenin verilmiş olması şartıyla, 3568 sayılı Kanun kapsamında yetkisi bulunan meslek mensupları ile avukatlar veya mükellefler tarafından belirlenen diğer kişilerin, mükellefle birlikte veya mükellef olmaksızın vergi incelemesini yürütenlerle inceleme ile ilgili olarak görüşmesi, bilgi ve belge sunması mümkün olup, muvafakat verilen bu kişilerden ayrıca resmi vekaletname istenmeyecektir. Diğer taraftan anılan kişilere verilen muvafakatnamenin bir örneği, kendilerine ait tarh dosyasına konulmak üzere ilgili vergi dairesine gönderilecektir.

Söz konusu muvafakatname için özel bir şekil şartı aranmayacaktır. Bu muvafakatnamenin vergi incelemesini yürütenlerin huzurunda düzenlenebilmesi veya öncesinde düzenlenerek inceleme elemanına ibraz edilmesi mümkündür.

Öte yandan söz konusu muvafakatname, yalnızca yürütülen inceleme sürecine ilişkin hüküm ifade edecek olup, muvafakatname ile muvafakat verilen kişilere yukarıda belirtilen hususlar dışında herhangi bir temsil veya vekalet yetkisi verildiği anlamına gelmeyecektir. Bu anlamda, inceleme sürecinde düzenlenecek inceleme tutanaklarının mükellefle ve/veya kanuni temsilcisiyle birlikte imza altına alınması gerektiği tabiidir.

 

Maliye Bakanlığı İç Genelge

Tarih   : 21.04.2017
Sayı : 62030549-120[89-2017/140]-111491

GVK Md. 89

ADİ ORTAKLIĞIN BASİT USULDE VERGİLENDİRİLEN ORTAKLARININ HER BİRİNİN AYRI AYRI GVK’NIN 89/15. MADDESİ KAPSAMINDA İNDİRİMDEN YARARLANACAĞI   

Adi ortaklığın basit usulde vergilendirilen ortaklarının her birinin Gelir Vergisi Kanunu’nun 89. maddesinin birinci fıkrasının (15) numaralı bendinde yer alan 8.000 TL kazanç indiriminden ayrı ayrı yararlanmasının mümkün olduğu hk.

Özelge talep formunda; basit usulde vergilendirilen … (%50) ile birlikte adi ortaklığınızın bulunduğu belirtilerek, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 89. maddesinin (15) numaralı bendinde yer alan 8.000 TL’lik kazanç indiriminin ortaklardan her biri için mi yoksa hisse oranında mı uygulanacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinde, her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtildikten sonra, ticari kazancın, Vergi Usul Kanunu hükümlerine ve Gelir Vergisi Kanunu’nda yazılı gerçek (Bilanço veya işletme hesabı esası) veya basit usullere göre tespit edileceği, 46. maddesinde de; 47 ve 48. maddelerde yazılı şartları topluca haiz olanların ticari kazançları basit usulde tespit olunacağı hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanun’un “Diğer İndirimler” başlıklı 89. maddesinde;

“Gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden aşağıdaki indirimler yapılabilir:

  1. Basit usulde tespit edilen ticari kazançların yıllık (296 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 2017 yılı için 8.000 TL.) 8.000 Türk lirasına kadar olan kısmı (Bu Kanun’un mükerrer 20. maddesinde yer alan kazanç istisnasından faydalananlar bu bent hükmünden yararlanamaz. Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.).”hükmü yer almaktadır.

Söz konusu hükmün uygulaması ile ilgili usul ve esaslar 292 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde açıklanmıştır.

Buna göre, adi ortaklığınızın basit usulde vergilendirilen ortaklarının her birinin Gelir Vergisi Kanunu’nun 89. maddesinin birinci fıkrasının (15) numaralı bendinde yer alan 8.000 TL kazanç indiriminden ayrı ayrı yararlanması mümkün bulunmaktadır.

 

Maliye Bakanlığı Özelgesi

Tarih   : 10.03.2017
Sayı : 62030549-120[25-2016/806]-70902

GVK Md. 25

EMEKLİ SANDIKLARINCA YAPILACAK İKRAMİYE ÖDEMELERİNDE GELİR
VERGİSİNDEN İSTİSNA EDİLECEK
TUTAR   

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20. maddesi kapsamında kurulan sosyal güvenlik sandıklarınca yapılacak emeklilik ikramiyesi ödemelerinde gelir vergisinden istisna edilecek tutarın hesabında, 30 yıllık süreye isabet eden en yüksek Devlet memuruna (Başbakanlık Müsteşarına) ödenen ikramiye tutarı, üyelerin daha fazla süre ile prim veya aidat ödemiş olmaları halinde ise 30 yıldan aşağı olmamak üzere fiilen prim yatırılan süreye isabet eden en yüksek Devlet memuruna (Başbakanlık Müsteşarı’na) ödenen ikramiye tutarı kadarlık kısımlarının istisna kapsamında değerlendirilmesi, bu tutarı aşan kısımların ise Gelir Vergisi Kanunu’nun 61, 94, 103 ve 104. maddeleri uyarınca ücret olarak vergiye tabi tutulması gerektiği hk.

Özelge talep formunuzda,  vakfınızın 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20. maddesi kapsamında kurulan sosyal güvenlik sandığı olduğu, vakıf senediniz gereğince kendisine zat aylığı bağlanan ve hak kazanma koşullarını gerçekleştiren üyelerinize emeklilik ikramiyesi ödendiği belirtilerek,  6728 sayılı Kanun’un 12. maddesi ve geçici 1. maddesi ile yapılan değişik sonucu yapılacak emeklilik ikramiyesi ödemelerinde gelir vergisinden istisna edilecek tutarın nasıl belirleneceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 61. maddesinde ücretin tanımı yapılmış, aynı Kanun’un 4697 sayılı Kanunla değişik 25. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde “Kanunla kurulan emekli sandıkları ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20. maddesinde belirtilen sandıklar tarafından, kendilerine zat aylığı bağlananlara aylıkları dışında, kanunları veya statüleri gereğince verilen emekli, dul, yetim ve evlilik ikramiyeleri veya iade olunan mevduatı ve sürelerini doldurmamış bulunanlarla dul ve yetimlerine toptan ödenen tazminatlar (506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20. maddesinde belirtilen sandıklar tarafından ödenen tazminat, yardım ve toptan ödemeler en yüksek Devlet memuruna (6728 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle değişen ibare; Yürürlük 01.09.2016) çalışılan süreye bağlı olarak ödenen tutardan fazla ise aradaki fark ücret olarak vergiye tâbi tutulur. Bu mukayesede gerek muhtelif sandıklardan gerek aynı sandıktan muhtelif zamanlarda yapılan ikramiye, tazminat ve toptan ödemeler topluca dikkate alınır.)”  hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 4697 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine göre, 07.10.2001 tarihinden önce akdedilmiş sigorta poliçelerine ait emekli ve yardım sandıklarına ödenen primler ile bu sandıklardan iştirakçilerine yapılan ödemeler hakkında, bu Kanunla değişiklik yapılmadan önceki hükümlerin uygulanacağı belirtilmiş olup Gelir Vergisi Kanunu’nun 7.10.2001 tarihinden önceki 4369 sayılı Kanunla değişik 25. maddesinin 3 numaralı bendinde, “Kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz olan emekli sandıklarınca kendilerine zat aylığı bağlananlara aylıkları dışında, kanunları veya statüleri gereğince verilen emekli, dul, yetim ve evlenme ikramiyeleri veya iade olunan mevduatı ve sürelerini doldurmamış bulunanlarla dul ve yetimlerine toptan ödenen tazminatlar ile on yıl süre ile prim veya aidat ödenmiş olmak kaydıyla Türkiye’de kain ve merkezi Türkiye’de bulunan sigorta şirketleri ve yardım sandıkları tarafından iade olunan mevduat veya toptan yapılan ödeme tutarı (Kamu idare ve müesseseleri ile kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumları dışında kalan tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları ile sigorta şirketleri ve yardım sandıkları tarafından ödenen tazminat, yardım ve toptan yapılan ödemeler en yüksek Devlet memuruna ödenen en yüksek ödeme tutarından fazla ise aradaki fark ücret olarak vergiye tabi tutulur. Bu mukayesede gerek muhtelif emekli sandıkları ile sigorta şirketleri ve yardım sandıklarından gerek aynı emekli sandığı ile sigorta şirketleri ve yardım sandıklarından muhtelif zamanlarda alınan ikramiye, tazminat ve toptan yapılan ödemeler topluca dikkate alınır.)” hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, 6728 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde “(1) 28.06.2001 tarihli ve 4697 sayılı Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1. maddesinin uygulamasında, 193 sayılı Kanun’un 23. maddesinin birinci fıkrasının (11) numaralı ve 25. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bentlerinin parantez içi hükmünde yer alan istisna tutarının hesaplanmasında 30 yıldan aşağı olmamak üzere prim yatırılan süreler dikkate alınır.” hükmüne yer verilmiştir.

Konuya ilişkin olarak 02.10.2016 tarihli ve 29845 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 293 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde gerekli açıklamalar yapılmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, 07.10.2001 tarihinden önce akdedilmiş sigorta poliçelerinde; 10 yıldan az olmamak koşuluyla prim veya aidat ödemiş olan üyelere yapılan toptan ödemelere uygulanacak istisna tutarının hesabında 30 yıllık süreye isabet eden en yüksek Devlet memuruna (Başbakanlık Müsteşarı’na) ödenen ikramiye tutarı, üyelerin daha fazla süre ile prim veya aidat ödemiş olmaları halinde ise 30 yıldan aşağı olmamak üzere fiilen prim yatırılan süreye isabet eden en yüksek Devlet memuruna (Başbakanlık Müsteşarı’na) ödenen ikramiye tutarı, kadarlık kısımlarının istisna kapsamında değerlendirilmesi, bu tutarı aşan kısımların ise Gelir Vergisi Kanunu’nun 61, 94, 103 ve 104. maddeleri uyarınca ücret olarak vergiye tabi tutulması gerekmektedir.

 

Maliye Bakanlığı Özelgesi

Tarih   : 08.03.2017
Sayı : 84098128-120.03.05[25-2016-2]-7775

GVK Md. 25

İKALE SÖZLEŞMESİNE İSTİNADEN ÖDENEN KIDEM TAZMİNATINDA GELİR VERGİSİ KESİNTİSİ   

İş akdinin taraflarca karşılıklı olarak anlaşılmak suretiyle (ikale sözleşmesiyle) sona erdirilmesi nedeniyle çalışana ödenmesi öngörülen tutarın, iş akdinin İş Kanunları uyarınca feshedilmesi halinde aynı çalışanın hak edeceği kıdem tazminatına tekabül eden kısmının Gelir Vergisi Kanunu’nun 25. maddesinin 7. bendi kapsamında kıdem tazminatı olarak dikkate alınması ve gelir vergisinden istisna edilmesi, bu tutarı aşan kısmının ise hangi ad altında ödenmiş olursa olsun gelir vergisine tabi tutulması gerektiği hk.

Özelge talep formunda, …. Ltd. Şti. firmasında gazeteci olarak çalışmakta iken karşılıklı anlaşma ile ikale sözleşmesi imzaladığınızı belirterek, söz konusu ikale sözleşmesine istinaden tarafınıza ödenen kıdem tazminatından gelir vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun;

  1. maddesinde, “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.

Bu Kanun’un uygulanmasında, aşağıda yazılı ödemeler de ücret sayılır:

  1. Evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında verilen para ve ayınlarla sağlanan diğer menfaatler;

…” hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, aynı Kanun’un 25. maddesinde gelir vergisinden istisna edilen tazminat ve yardımlar sayılmakta olup, 7 numaralı bentte; “1475 ve 854 sayılı Kanunlara göre ödenmesi gereken kıdem tazminatlarının tamamı ile 5953 sayılı Kanun’a göre ödenen kıdem tazminatlarının hizmet erbabının 24 aylığını aşmayan miktarları (hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretler tazminat sayılmaz)”  hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un “Akdin İşveren Tarafından Feshi ve Kıdem Tazminatı”  başlıklı 6. maddesinde;

“Meslekte en az beş yıl çalışmış olan gazetecilere kıdem hakkı tanınır. Kıdem hakkı gazetecinin mesleğe ilk giriş tarihinden itibaren hesaplanır.

Akdin feshi halinde gazeteci, bu süreye göre hesaplanacak tazminatı almaya hak kazanır.

Birinci maddenin şümulüne giren bir işyerinde işverenle arasındaki hizmet münasebeti bir veya müteaddit mukaveleye istinaden fasılasız olarak en az beş yıl sürmüş olan gazetecinin işine son verilmesi yapılacak yazılı ihbardan itibaren üç ay geçtikten sonra muteber olur. Beş seneden az hizmeti olanlar için bu ihbar müddeti bir aydır.

İhbar müddetinin son günü olan tarih tazminata esas tutulur ve yıllık izinden sayılmaz.

Gazeteci yıllık iznini kullanmamışsa, işine son verilmesi halinde, izin müddetine ait ücreti kendisine peşin olarak verilir.

Hizmetine bu madde hükümlerine göre son verilen gazeteciye feshi ihbar edilen mukavelenin taallük ettiği her hizmet yılı veya küsuru için, son aylığı esas ittihaz olunmak suretiyle her yıl için bir aylık ücreti miktarında tazminat verilir. Ancak, yıllık hizmetin altı aydan az kısmı nazara alınmaz. İlk mukavele yılında bu miktar hesaplanmaz.

Bir defa kıdem tazminatı alan gazetecinin kıdemi, yeni işine girişinden itibaren hesaplanır. Ancak, buna aykırı olarak işverenle gazeteci arasında yapılacak mukavele muteberdir.

…  “  hükmü yer almaktadır.

Mezkur Kanun’un “Akdin Gazeteci Tarafından Feshi”  başlıklı 7. maddesinde ise;

“Gazeteci en az bir ay evvel işverene yazılı ihbarda bulunmak suretiyle iş akdini her zaman feshedebilir.”  hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıdaki hükümlere göre, 5953 sayılı Kanun uyarınca kıdem tazminatı, Kanun’un 6. maddesinde belirtildiği üzere iş akdinin feshi hallerinde hak kazanılan bir tazminattır.

Ancak uygulamada, işçi ve işveren karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle iş sözleşmesini sona erdirebilmekte ve bu sözleşme (bozma sözleşmesi) ile aynı zamanda işçiye kıdem tazminatı, ihbar tazminatı vb. hususlar dikkate alınarak çeşitli şekillerde hesaplanan ödemelerin yapılması kararlaştırabilmektedir.

Bu açıklamalar çerçevesinde, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un 6. maddesi kapsamında ödenen kıdem tazminatının, çalışanın geçmişte işverene verdiği hizmet karşılığı yıpranmasının bedeli olarak ödenen bir tazminat niteliğinde olduğu düşünüldüğünde, tarafların iş sözleşmesini karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle sona erdirmesi dolayısıyla, çalışana genellikle o işyerindeki çalışma süresi de dikkate alınarak yapılan ödemenin, aynı mahiyette bir kıdem tazminatını içerdiğinin kabulü gerekir. Dolayısıyla, iş akdinin taraflarca karşılıklı olarak anlaşılmak suretiyle sona erdirilmesi dolayısıyla çalışana ödenmesi öngörülen tutarın; İş akdinin 5953 sayılı Kanun uyarınca feshedilmesi halinde aynı çalışanın hak edeceği kıdem tazminatına tekabül eden kısmının Gelir Vergisi Kanunu’nun 25. maddesinin 7. bendi kapsamında kıdem tazminatı olarak dikkate alınması ve bu çerçevede söz konusu kıdem tazminatının hizmet erbabının 24 aylığını aşmayan miktarının (hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretler kıdem tazminatı sayılmaz.) gelir vergisinden istisna edilmesi, bu tutarı aşan kısmının ise hangi ad altında ödenmiş olursa olsun gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

Buna göre, iş akdinizin ikale sözleşmesi ile sona ermesi nedeniyle bu sözleşme uyarınca ödenen 5953 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre hesaplanacak kıdem tazminatının, 24 aylık maaşınızı aşmayan kısmının gelir vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmakta olup, bunu aşan kısmın ise ücret olarak gelir vergisi tevkifatına tabi tutulacağı tabiidir.

Yazarlar : ‘- -‘


Yorumları Görüntüle
Hiç yorum yapılmamış.