GENEL
MEHMET MOLLAİSMAİLOĞLU Tarafından Tarihinde yazıldı
Bu yazı 2.339 defa okundu

İflas Ertelemesi Alan Şirketten Olan Alacak İçin Karşılık Ayrılabilir mi?


I- GİRİŞ

İflasın ertelenmesi kararı şirket veya kooperatiflerin idarecileri ile temsile yetkililerinin talebi üzerine mahkemece verilmekte olup; bu karar üzerine yapılan takipler duracak ve takiplerin durmasının alacaklılar üzerinde çeşitli etkileri olacaktır. İflasının ertelenmesine karar verilen şirket veya kooperatiflerden alacaklı olanların bu alacaklarının vergi usul hukukumuz çerçevesinde şüpheli kabul edilip edilmeyeceği ve buna ilişkin karşılık ayrılıp ayrılmayacağı hususu çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır.

Şüpheli alacak mevzuatımızda tanımı yapılmış olmasına rağmen bazı uygulamalar bakımından halen tartışılmaya devam eden bir husustur. Şüpheli hale gelen bir alacak dolayısıyla karşılık ayrılabilmesi için hasılata intikal etmiş olup olmaması, avanslar için karşılık ayrılıp ayrılamayacağı, karşılığın ne zaman ve hangi şartlar dahilinde ayrılabileceği ile iflas ve iflas ertelemesi durumunda alacağın şüpheli duruma düşüp düşmeyeceği gibi konularda gerek idarenin kendi içinde gerekse de idare ile mahkemeler ve mükellefler arasında ihtilaflar devam etmektedir. Genel bir uygulama birliğinin sağlanamaması göstermektedir ki biz bu hususlarda daha uzun yıllar tartışmaya devam edeceğiz. Şüpheli alacak ve şüpheli alacak karşılığı mevzuundaki tüm tartışmalara bu çalışmada yer vermek mümkün olmasa da biz iflası ertelenen şirketten olan alacaklar için karşılık ayrılıp ayrılamayacağına, bu konuda idarenin görüşlerine ve kendi düşüncemize değinmeye çalışacağız. Bunun için öncelikli olarak iflas ertelemesine tanımsal olarak değinip, iflas ertelemesi kararının etkilerini kısaca anlatacak ve bu bağlamda iflas ertelemesinin şüpheli alacak ile ilişkisini vergi usul hukukumuz çerçevesinde açıklayacağız.

II- İFLASIN ERTELENMESİ

A- İFLASIN ERTELENMESİ’NİN TANIMI

İflasın ertelenmesi “borca batık durumda olan (aktifi pasifini karşıla­mayan) bir sermaye şirketi veya kooperatif hakkında, ticaret mahkeme­since iflas kararı verilmeyerek önerilen iyileştirme projesi çerçevesinde borca batık durumdan kurtulmalarını sağlayan ve iflaslarını önleyen bir kurum”dur.[1] İflasın ertelenmesinin yolu Türk Ticaret Kanunu’nda açıklanmış olsa da erteleme tedbirlerine ve etkilerine İcra ve İflas Kanunu‘nda yer verilmiştir. Bu sebeple öncelikle Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan erteleme ile İcra ve İflas Kanunu’nda yer alan erteleme tedbiri ve ertelemenin etkileri tanımlarına bakmamız faydalı olacaktır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 377. Maddesinde “Yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı yeni nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir. Bu hâlde İcra ve İflas Kanununun 179 ilâ 179/b maddeleri uygulanır.” kaidesine yer verilmiş olup 376. Maddesinde ise “Borca Batık Olma Durumu”  hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla iflasın ertelenmesi kurumu ve etkileri hakkında İcra ve İflas Kanunu’nun sözü geçen madde metnine başvurmamız gerekecektir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 179. Maddesine göre sermeye şirketlerini veya kooperatifleri idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâsın ertelenmesini isteyebilir. İcra ve İflas Kanunu’na göre bu talebe ilişkin karar ancak projenin ciddî ve inandırıcı bulunması durumunda şirket veya kooperatifin muamele merkezinin bulunduğu yer Ticaret Mahkemesi tarafından verilecektir. Yalnız burada kısaca değinmek gerekirse tasfiye memurlarının iflasın ertelenmesi talebinde bulunup bulunamayacağı hususunda farklı görüşlerle karşılaşılmaktadır. Yukarıda bahsedilen ilgili madde gereğince tasfiye memuru da idare ve temsile yetkili olması dolayısıyla pek tabii bu talepte bulunma hakkına sahiptir. Ancak tasfiyenin gerçek amacının şirketin infisah ettirilmesi olması dolayısıyla tasfiye ile iflasın ertelenmesi kurumlarının aslında birbirine tamamen zıt olduklarını göz ardı etmemek gerekir. Dolayısıyla tasfiye memurlarının iflasın ertelenmesi talebinde bulunup bulunamayacaklarını tartışmak da bu meyanda gereksiz olacaktır.

Konumuza dönecek olursak iflasın ertelenmesinin talep edilmesi üzerine mahkeme yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarını onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır. Kayyımın atanması, yetkileri ve iflasın ertelenmesi talebi mahkeme tarafından ilan edilir ve ticaret siciline tescil ettirilir. Maksat iflasın ertelenmesi talebinden ve artık temsile yetkili kişinin kayyım olduğundan üçüncü kişileri haberdar kılmaktır. Mahkeme bu arada erteleme talebini karara bağlar. İflâs ertelenmişse kayyım her üç ayda bir şirketin projeye uygun olarak iyileştirme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder, mahkeme bu rapor üzerine veya gerek gördüğünde bilirkişi raporuna göre erteleme istemini değerlendirir ve iyileştirmenin mümkün olamayacağı kanaatine varırsa erteleme kararını kaldırır ve şirket veya kooperatifin iflasına karar verir. İflasın ertelenmesi talebi mahkeme tarafından reddedilirse şirket veya kooperatif iflas şartları beraberinde iflas ettirilir.

B- İFLASIN ERTELENMESİ’NİN ETKİLERİ

Erteleme kararının en önemli etkilerinden biri tatil etkisidir. 6183 sayılı Kanun’a tabi takipler dâhil tüm takipler durur. Erteleme kararı verilmesiyle birlikte, 6183 sayılı Kanun’a göre yapılan takipler, haciz yoluyla yapılan takipler ve iflas takipleri durur. Çünkü iflasın ertelenmesinin temel mantığı alacaklıların takiplerinden borçluyu erteleme süresi içinde korumak, mal varlığının parçalanmasını engellemektir. Gerçekten, her bir alacaklı mün­ferit takip yapıp işletmenin bir unsurunu koparıp götürürse geriye işletmeyi devam ettirecek mal varlığı kalmayabilir. İşte bunu engellemek için mal varlığının muhafazası esastır. Bunu sağlamak için de takip yasağı getiril­miştir. Erteleme kararıyla birlikte daha önce başlamış olan takipler de du­rur. Taşınır, taşınmaz rehni ve ticari işletme rehini sahibi alacaklılar, takibe devam edebilirler veya yeni takip yapabilirler. Ancak erteleme süresi içinde muhafaza tedbiri alınamaz ve satış işlemi gerçekleştirilemez. Bu da çok ma­kul ve amaca hizmet eden bir düzenlemedir.[2] Tahsilat Genel Tebliği’nin İkinci Kısmında yer alan “İflas Yoluyla Takip ve Konkordato” başlıklı 4. Bölümünün 3. maddesine göre; “amme borçlusunun iflasının ertelenmesine karar verilmesi halinde, alacaklı tahsil dairelerince erteleme kararı devam ettiği sürece takip yapılamayacaktır”. Bu düzenleme ile idare de takip yapılamayacağını net bir şekilde ifade etmektedir.

Yine İcra ve İflas Kanunu’nun 179/b maddesine göre erteleme süresi azami bir yıldır. Ancak mahkeme tarafından atanan kayyımın vereceği raporlar doğrultusunda bu süre dört yılı geçmemek üzere uzatılabilir. Kayyım tarafından mahkemece belirlenen sürelerde verilen bu raporların değerlendirilmesi neticesinde veya süreye bağlı kalmaksızın mahkemece şirketin veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığına kanaat getirilirse yine iflasa hükmedilebilir.

İflas ertelemesinin bir diğer etkisi de şüpheli alacak karşılığı ayrılması üzerinde olacaktır. Bu kararın verilmesi borçludan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmamakta ancak icra takiplerini engellemektedir. İcra takiplerinin engellenmesi ve alacağın tahsil edilebilmesinin hala daha kesin olmaması hali devam etmektedir. Böyle bir durumda alacağın iflas ertelemesine tabi bir kuruluştan olması durumunda, iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve yasal olarak da takibine imkân bulunmayan alacak için şüpheli alacak karşılığı ayırmak mümkün müdür, buna ilişkin değerlendirmelere de çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde yer verilecektir.

III- ANA HATLARIYLA ŞÜPHELİ ALACAK VE KARŞILIĞI

A- ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLARA KARŞILIK AYRILMASININ ŞARTLARI

Vergi Usul Kanunu’nun 323. Maddesinde ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla dava ve icra safhasında bulunan veya yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar şüpheli alacak olarak tanımlanmıştır.

Bu tanımdan hareketle şüpheli alacak olarak tanımlanabilmesi için alacağın ticari veya zirai kazancın elde edilmesi ile ilgili olması gerekmektedir. Bu sebeple karşılık ayrılabilmesi için alacağın işletmenin kanuni defterlerine hasılat olarak kaydedilmiş olması gerekmektedir. Zaten 323. Maddeyi değiştiren 2365 sayılı Kanun’un 35. Maddesinin gerekçesinde de “Karşılık ayrılmak suretiyle zarara intikal ettirilecek alacağın ticari ve zirai faaliyetin elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olması, diğer bir ifade ile alacağın daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş bulunması gerekmektedir. Buna rağmen özel alacaklarını tahsil edemeyen bazı tacirlerin bunları ticari defterlerine ithal edip sonradan karşılık ayırmak suretiyle matrahlarını düşürdükleri görülmektedir. Bu konudaki vergi kaybını ve ihtilaflarını önlemek için karşılık ayrılacak alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olma şartının madde metninde sarih bir şekilde belirtilmesi uygun görülmüştür.” denilerek bu husus yoruma mahal vermeyecek bir netliğe kavuşturulmuştur. Avansların, alacak içindeki katma değer vergisinin hasılat kaydedilmemesi dolayısıyla şüpheli olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve karşılık ayrılabilmesi hususu tartışmalı olsa da burada idarenin de farklı görüşlerinin bulunduğu görülmektedir.[3] İdarenin KDV’nin ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktığı yorumundan hareketle tüm alacakların bu minvalde değerlendirilmesi daha doğru olacaktır ancak biz bu konuda çok takılmadan kendi konumuza geri dönelim.

Alacağın şüpheli olarak kabul edilmesi için diğer bir şart da dava veya icra safhasında bulunması ya da yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenil­mesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacak olmasıdır.  Bu şart makalemizin konusu olan iflas ertelenmesi durumu açısından da önemlidir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi iflasın ertelenmesi kararı dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğurmaktadır. Bu durumda alacak tüm taraflar açısından şüpheli hale düşer mi buna ilerleyen bölümlerde detayıyla değineceğiz.

Yukarıda madde hükmüne de yer verildiği üzere teminatlı olan alacakların şüpheli olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü borcun ödenmemesi halinde zaten teminat paraya çevrilerek alacak tahsil edilebilir. Ancak teminat tutarını aşan miktarda bir şüpheli alacaktan bahsedilebilir.

B- ŞÜPHELİ ALACAKLARDA KARŞILIK AYRILABİLECEK DÖNEM

Vergi Usul Kanunu’nun 323. Maddesinde, “şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.” hükmü mevcuttur. Bu hükümden hareketle şüpheli alacaklar için karşılık ayrılabilir ancak dikkat edilmelidir ki bu karşılık ancak alacağın şüpheye düştüğü dönemde kullanılabilir. İdarenin de bu konuda kararının kesinliği vermiş olduğu özelgelerden anlaşılmaktadır. Fakat Danıştay tarafından verilmiş alacağın şüpheli hale geldiği tarihten sonra karşılık ayrılmasının mümkün olduğu yönünde kararlar bulunmaktadır.[4] Ancak Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu da şüpheli hale geldiği yılda karşılık ayrılmayan alacak için izleyen yıllarda karşılık ayrılamayacağını belirtmiştir.[5]

Şüpheli alacak ve karşılık ayrılmasına dair şartlara Vergi Usul Hukuku, Özelgeler ve Danıştay kararları çerçevesinde değindikten sonra biz konumuza dönelim ve iflasın ertelenmesi kararı alan şirket veya kooperatiflerden olan alacakların şüpheli olup olmadığı ve karşılık ayrılması hususunu açıklamaya çalışalım.

IV- İFLASIN ERTELENMESİ HALİNDE ALACAKLARA KARŞILIK AYRILABİLİR Mİ?

Yukarıda kanuni dayanakları ile beraber açıklandığı üzere, iflasın ertelenmesi kararı pasifleri aktiflerinden fazla olan, diğer bir deyişle borca batık olan bir işletmenin belli koşullarla geçici olarak iflasına karar verilmesini önlemek, varlığını ve faaliyetini sürdürmesini sağlamak amacıyla şirketi idare veya temsil etmekle görevlendirilmiş olanlar ya da alacaklılar tarafından iyileştirme projesi hazırlanıp mahkemeye ibrazı ve mahkemenin de bu projeyi inandırıcı bulması halinde söz konusu olmakta, bu kararın verilmesi firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmamakta, salt icra takipleri engellenmektedir. Ayrıca iflasın ertelenmesi kararı dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğurmaktadır.

Vergi Usul Kanunu’nun 323. Maddesi alacağın şüpheli hale gelmesi açıklanmış ve alacağın şüpheli hale gelmesinin şartları belirtilmiştir. Fakat maddenin maksadı alacağın şüpheli hale gelmesinin ispatıdır. Bu minvalde İcra ve İflas Kanunu’nun 179/b maddesi alacaklının takip hakkını sınırladığına göre ayrıca Vergi Usul Kanunu’nun 323. Maddesindeki şartları aramaya gerek kalmadığı, iflasın ertelenmesi durumunda alacağın şüpheli hale geldiği düşünülebilir.

Konu ile ilgili olarak idare tarafından verilen özelgelerden bazıları özet olarak aşağıdaki gibidir:

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı konu ile ilgili vermiş olduğu özelgede, “gerek alacaklı olunan şirket hakkında iflasın ertelemesi kararının verilmesiyle iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecek olması, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibi İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve kanuni takibe de imkan olmayan alacaklar için mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.” denilmiştir.[6]

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen özelgenin ilgili bölümü şu şekildedir: “Bu nedenle, gerek alacaklı olduğunuz şirket hakkında “iflasın erte­lenmesi” kararının verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecek olması, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibi İcra ve iflas Kanunu hükmü uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde iflası ertelenen şirketten tahsil edi­lemeyen ve Kanunen takibine de imkân olmayan alacaklarınız için mah­kemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayırmanız mümkün bulunmaktadır.

Ancak, iflası ertelenen borçlu şirketin daha sonra iflas veya iflastan kurtulma halleri söz konusu olur ise, ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kâr / zarar hesabına intikal ettirileceği tabiidir.”[7]

Yine İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 07.12.2010 tarihli özelgesinde de şu ifadelere yer verilmiştir: “Gerek alacaklı olunan şirket hakkında “iflasın ertelenmesi” kararı­nın verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalk­tığından söz edilemeyecek olması, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibi İcra ve iflas Kanunu hükmü uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve kanu­nen takibine de imkân olmayan alacaklar için mahkemece iflasın ertelen­mesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır. Ancak, iflası ertelenen borçlu şirketin daha sonra iflas veya iflastan kurtulma halleri söz konusu olur ise, ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kâr / zarar hesabına intikal ettirileceği tabiidir.”[8]

Konu hakkında verilmiş olan bir başka özelgede de “iflasın ertelenmesi kararının verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecektir. Bu durumda İcra ve İflas Kanunu uyarınca borçlunun takibi engellendiğinden şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır. Karşılık, mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde ayrılmalıdır.” Görüşüne yer verilmiştir.

Genel olarak idarenin bakış açısını özelgeler çerçevesinde özetleyecek olursak; idare, hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilen şirket veya kooperatiflerden olan alacakların şüpheli hale geleceğini ve karşılığın erteleme talebinin kabul edildiği dönemde ayrılması gerektiği yönünde görüş beyan etmiştir. Bu görüşünü ise iflasın gerçekleşmemesi ve alacağın takibinin de İcra ve İflas Kanunu gereğince mümkün olmaması sebebine dayandırmıştır.

İcra ve İflas Kanunu uyarınca iflasın ertelenmesi uygulamasında icra takipleri engellenmektedir. Erteleme kararı dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğuracağından diğer alacaklıların dava açmalarına ve icra takibi yapmalarına gerek yoktur.[9]

Yasal düzenlemelerdeki hükümler karşısında, alacaklının, iflasın ertelenmesi talebinde bulunan şirketten olan alacakları için borcun şüpheli hale geldiği açıktır. Her ne kadar iflasının ertelenmesi yönünde borçlu şirket tarafından açılan davada alacaklılar doğrudan taraf olmasa da dava sonucunda verilecek karar alacaklıların alacağını icra yolu ile almasına geçici bir süre ile de olsa engel olmaktadır, bu yönüyle VUK’un 323. maddesi kapsamında alacağın dava safhasında olduğunun kabulü gerekmektedir. Borçlu hakkında verilecek iflas ertelemesi kararının borçlu tarafından açılacak dava neticesinde mahkemece şirketin borca batık olması ve iflas şartları taşımasının tespiti üzerine verilecek olması, alacağın tahsilinin yasal yollarla dahi alınmasının askıya alınması, alacağın şüpheli hale geldiğini açıklıkla ortaya koymaktadır.[10]

Vergi Usul Kanunu’nda şüpheli hale gelmesi için dava veya icra safhasında bulunması şart koşulmuş olsa da İcra ve İflas Kanunu iflasın ertelenmesi kararından önce dava açsın açmasın tüm alacaklılar için alacak takibini imkansız hale getirmiş olması alacaklıların bu şartı sağlamasını da engellemiş olmaktadır. Bir kanunun aradığı, ancak bir başka kanunun yerine getirilmesini olanaksız kıldığı, hatta yasakladığı bir koşulun, bu durumda aranması, hukuken mümkün değildir.[11] Dolayısıyla dava ve icra safhasında bulunma şartı aranmaksızın iflasın ertelenmesi kararı verilen şirketten alacakların tamamının şüpheli hale geldiği kabul edilmelidir.

Bir diğer görüşe göre VUK’un 323. maddesinde yer alan “… Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar …” ifadesi sadece alacaklı tarafından ve ilgili alacak için açılmış bulunan davalar açısından dikkate alınmamalıdır. Söz konusu hükümde davanın alacaklı tarafından ya da sadece ilgili alacak için açılmış olması gerektiği düzenlenmemiştir. İhtilafa konu alacak herhangi bir davaya konu olmuşsa ve bu dava sonucunda verilen karar söz konusu alacağın alacaklı tarafından tahsilini ve takibini belli bir süre için durdurmuş ise, alacak şüpheli hale gelmiş kabul edilmelidir ve karşılık ayrılabilmelidir. Ayrıca dava veya icra safhasında bulunan alacakların en azından tahsil ihtimali olsa da, iflas ertelemesine konu olmuş alacakların tahsil edilmesi söz konusu olmadığı gibi, takip ve talep imkânı da bulunmamaktadır. Kanun koyucunun takip ve talep imkânı belli bir süre için dahi olsa tamamen durdurulmuş alacaklar için karşılık ayrılmasına imkân tanımayacağı şeklinde düşünülmemelidir.[12]

Tüm bu görüşlerin, kanun ve özelgeler bağlamında değerlendirilmesi neticesinde denilebilir ki hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilen şirket veya kooperatiften olan alacaklar hakkında erteleme süresi boyunca takip yapılması kanunen mümkün değildir. İflasın ertelenmesinin alacaklılar tarafından istenmesi halinde zaten alacak dava safhasına ermiştir. İflasın ertelenmesinin borçlu şirketin idare veya temsilcisi tarafından talep edilmesi halinde de artık alacaklılar icra kanalına başvuramayacaklar ve de bu sebeple alacaklarını takip edemeyeceklerdir. Bu durumda takibin yapılmasının kanunen mümkün olmaması dolayısıyla da yukarıda da değindiğimiz gibi alacaklıdan şüpheli hale gelmesi için dava veya icra safhasına erişilmiş olmasını beklemek hukuken mümkün olmayacaktır. Bu bağlamda belirtmemiz gerekir ki her iki durumda da hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilen alacaklar şüpheli hale gelmiş olacaktır. Ve bu durumda da alacaklıların karşılık ayırabilme hakları bize göre de tabii olacaktır.

V- SONUÇ

İflasın ertelenmesi, borca batık durumda ancak kurtulma ümidi olan şirket veya kooperatiflerin iflas ettirilmemesi amacıyla belli şartlar dahilinde uygulanan bir müessesedir. Maksat iflasına karar verilip hem işçiler açısından hem alacaklılar açısından hem de müteşebbis açısından mağduriyete sebep olmaktansa iflasın ertelenmesi ile faaliyetine ve durumunun düzelmesine olanak sağlamaktır. İflasın ertelenmesi kararı bir yıl için uygulanabilir olup bu süre en fazla dört yıl daha uzatılabilmektedir. Bu süre zarfında hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilenden olan alacaklar için takip yapılamayacaktır. Takip yapılamayan ve erteleme süresi sonunda dahi ödenip ödenmeyeceği açık olmayan alacaklar artık şüpheli hele gelmiş olacaktır. Dolayısıyla şüpheli hale gelmiş olan iflası ertelenen şirket veya kooperatiflerden olan alacaklar için karşılık ayrılabilecektir. Aksine rastlanılsa da genel olarak savunulan kişisel görüşler ve idarenin görüşü de bu yöndedir. Bize göre de bu tür alacaklar erteleme süresi içerisinde takibine ve tahsiline imkan olmaması, kanunen takibin yasaklanmış olması ve erteleme süresi sonunda da tahsilinin kesin olmaması dolayısıyla şüpheli alacaktır ve karşılık ayrılabilecektir.

 


KAYNAK : E-YAKLAŞIM ŞUBAT 2015

*   Yetkili Vergi Müfettiş Yrd.

[1] UYAR, Talih (2009). “İflasın Ertelenmesi (İİK. mad. 179, 179a, 179b)” İstanbul Barosu Dergisi. 83 (2009). 1215-1241.

[2] ATALAY, Oğuz (2003). “İflasın Ertelenmesi” Bankacılar Dergisi. 47 (2003). 93-98.

[3] 23/08/2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.16.17.02-VUK-11-25-183 sayılı Özelge. 25/06/2013 tarih ve 62030549-125[6-2012/89]-917 sayılı Özelge

[4] Danıştay 4. Daire, 12.12.1994 tarih, 1994/2943 esas no ve 1994/5901 sayılı kararı. Danıştay 4. Daire, 10.11.1992 tarih, 1992/719 esas no ve 1992/4809 sayılı kararı. Danıştay 4. Daire, 02.05.1991 tarih, 1988/4658 esas no ve 1991/1627 sayılı kararı

[5] Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 12.11.1999 T.E 1999/102,K:1999/480 No’lu Kararı

[6] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 03.05.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-41903/05/2011 sayılı Özelgesi.

[7] Büyük  Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 23.07.2009 tarih ve B.07.1.GİB.4.99.16.01/01-MUK-57 sayılı Özelgesi

[8] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 07.12.2010 tarih ve B.07.1. GİB.4.34.19.02-019.01-551 sayılı Özelgesi

[9] Özgür BİYAN, Vergi Sorunları Dergisi, Mayıs 2009, Sayı:248.

[10] Özgür Özkan, “Mahkemece İflasın Ertelenmesi Kararının Verilmesinin Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılmasına Etkisi”, Mali Çözüm, Sayı:87, (Mayıs-Haziran 2008), s.130.

[11] F. Eda Baysal ve Memduh Aslan, “Anonim ve Limited Şirketlerde İflasın Ertelenmesi ve İflasın Ertelenmesi Kararının Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılmasına Etkisi”, http://www.turktax.com/yazilar/iflsertlm.pdf, (Erişim Tarihi: 20.01.2009).

[12] Özgür BİYAN, a.g.e.


Yazarlar :
‘MUSTAFA SERHAT KOÇAK’


Yorumları Görüntüle
Hiç yorum yapılmamış.