DUYURULAR
MEHMET MOLLAİSMAİLOĞLU Tarafından Tarihinde yazıldı
Bu yazı 1.594 defa okundu

DANIŞTAY KARARLARI


Danıştay 4. Dairesi
Tarih    : 05.04.2016
Esas No : 2016/3228
Karar No  : 2016/1483

VUK Md. 124

TASFİYE OLAN ŞİRKETİN KANUNİ TEMSİLCİSİ ADINA YAPILAN TARHİYATIN DÜZELTME ŞİKAYET BAŞVURUSU

Tasfiyesi tamamlanıp tüzel kişiliği sona eren şirketin kanuni temsilcisi adına yapılan tarhiyatın düzeltme ve şikâyet başvurularının incelenemeyeceği hk.

İstemin Özeti: Tasfiyesi tamamlanarak ticaret sicilinden kaydı silinen (…) Ltd. Şti. hakkında düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden takdir komisyonu kararı uyarınca kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına 2006/12. dönemi için re’sen salınan katma değer vergisi ve kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle yaptığı düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla salınan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine ilişkin ihbarnamenin 03.08.2012 tarihinde tebliğ edildiği, söz konusu cezalı tarhiyata karşı açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi üzerine davacı tarafından düzeltme-şikayet başvurusu yaptığı, ancak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 122-124. maddesinde yer alan düzeltme ve şikayet yoluna başvurulabilmesi için, vergilendirme işlemleri sırasında anılan Kanun’un 117 ve 118. maddelerinde tanımı yapılan ve kendisinden düzeltme isteminde bulunulan idari makamın veya uyuşmazlık halinde yargı yerinin yorum tekniklerine başvurmadan ilk bakışta anlaşılabilecek açıklıktaki vergilendirme yanlışlıklarını içeren bir hatanın yapılmış olması gerekmekte olduğu, uyuşmazlığın vergi hatası dışında, maddi ve hukuki bir değerlendirmeyi gerektiren bir hususa ilişkin olması durumunda ise, düzeltme ve şikayet yoluyla yapılan başvurunun reddi üzerine açılacak davalarda işin esasına yönelik iddiaların incelenmesine olanak bulunmadığı, olayda, davacı tarafından 2007/03 dönemine ilişkin olarak adına yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatına ilişkin olarak ileri sürülen iddiaların niteliğine bakıldığında ise, uyuşmazlığın hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu ve söz konusu iddiaların ancak ilgili cezalı tarhiyata ilişkin ihbarnameye karşı süresi içerisinde açılacak bir davada dikkate alınabileceği, bu durumda, dava konusu olayda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun yukarıda sözü edilen maddeleri kapsamında bir hatanın bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Karar: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.

Bu nedenle, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, oyçokluğuyla karar verildi(*).
(*) KARŞI OY: Tasfiyesi tamamlanarak ticaret sicilinden kaydı silinen (…) Ltd. Şti. hakkında düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden takdir komisyonu kararı uyarınca kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına 2006/12. dönemi için re’sen salınan katma değer vergisi ve kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle yaptığı düzeltme şikayet başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar veren Vergi Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Vergi Hatalarını Düzeltme ve Reddiyat” başlıklı üçüncü bölümünde yer alan 116 ila 126. maddelerinde, vergi hataları ve düzeltme usulü açıklanmıştır. Kanun’un 116. maddesinde” vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi alınmasıdır.” şeklinde tanımlanmış olup, Kanun’un 117 ve 118. maddelerinde hesap hataları ve vergilendirme hataları ayrı ayrı sayılmıştır. Kanun’un 120. maddesinde vergi hatalarının düzeltilmesinde vergi dairesi müdürünün yetkili olduğu, 122. maddesinde, mükelleflerin vergi muamelelerindeki hatanın düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilecekleri, 124. maddesinde ise, vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların şikayet yolu ile Maliye Bakanlıği’na müracaat edebilecekleri belirtilmiştir.

Vergi Mahkemesince, düzeltme ve şikayet yoluna başvurulması için ortada bir hukuki ihtilaftan ziyade, vergi hatasının bulunmasının gerektiği, olayın hukuki uyuşmazlık kapsamında olduğu, vergi hatası bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, dava konusu cezalı tarhiyatın zamanaşımı iddiasıyla kaldırılması istemiyle yaptığı düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi üzerine dava açmıştır.
Vergi mahkemesi tarafından, davacının zamanaşımı iddiası da dikkate alınarak uyuşmazlığın vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesine ilişkin hükümlere göre incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, davacı iddialarının düzeltme şikayet yoluyla giderilmesi imkanı olmayan, hukuki bir sorun teşkil eden ve ancak yasaların yorumu sonucu çözümlenebileceği gerekçesiyle davanın reddi yolundaki kararın bozulması gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyorum.

Danıştay 4. Dairesi
Tarih    : 03.03.2016
Esas No : 2014/5509
Karar No  : 2016/883

AATUHK Md. 35

HACİZ İŞLEMİNE KARŞI AÇILAN DAVADA, ÖNCEDEN KESİNLEŞMİŞ HUKUKİ DURUMLARIN YENİDEN İNCELENEREK HÜKÜM KURULMASININ MÜMKÜN OLMADIĞI

Haciz işlemine karşı açılan davada, bir önceki safhada ödeme emrine ilişkin hukuki tekemmülün ve haciz işleminin yasal şartlarının oluşup oluşmadığının, haciz safhasına geçilmesini engelleyecek herhangi bir hukuki durumun doğmadığının irdelenmesi gerektiği ve uyuşmazlıkta önceden kesinleşmiş hukuki durumların yeniden incelenmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, ödeme emri safhasında incelenmesi gereken bir husus olan davacının ortak olduğu dönemlerden bahsederek davayı kısmen kabul eden mahkeme kararında yasal isabet bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı tarafından, gayrimenkulleri ve banka hesabı üzerine konulan e-haciz işlemlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Vergi Mahkemesinin kararıyla; davacı adına tesis edilen e-haciz işleminin, davacının sorumluluğunun devam ettiği 2005/Ocak dönemine ilişkin katma değer vergisi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizine tekabül eden kısmında hukuka aykırılık; diğer dönemlere yönelik vergi ve ferilerine tekabül eden kısmında ise hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Karar: Davacı tarafından, gayrimenkulleri ve banka hesabı üzerine konulan e-haciz işlemlerinin iptali istemiyle açılan davayı sorumluluk dönemlerinden bahsederek kısmen kabul kısmen reddeden Vergi Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmiştir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesinde, limited şirket ortaklarının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları kurala bağlanmış, aynı Kanun’un 55. maddesinde; amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “ödeme emri” ile tebliğ olunacağı, 58. maddesinde, ödeme emrine karşı böyle bir borcun bulunmadığı veya kısmen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı iddialarıyla 7 gün içinde dava açılabileceği öngörülmüş, 62. maddesinde de; borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarının tahsil dairesince haczolunacağı hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; (…) Ltd. Şti.’nden tahsil edilemeyen kamu alacağının tahsili için ortak sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davada Vergi Mahkemesinin kararıyla davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği, söz konusu vergi borçlarının ödenmemesi üzerine dava konusu e-haciz işleminin tesis edildiği anlaşılmaktadır.

Türk Vergi Sisteminde, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin tarh ve tahakkuk usulleri 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda, tahsil usulleri ise 6183 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Bir kamu alacağının tahsil edilebilmesi için öncelikle 213 sayılı Yasa’ya göre tarh ve tahakkuk usulleri ile 6183 sayılı Yasa’ya göre tahsil usullerinin sırasıyla denenmiş olması zorunludur. Bu zorunluluğun doğal sonucu olarak, sistematiğin içinde yer alan bir idari işlemin bu amaçla tesis edilebilmesi için bir önceki hukuki durumun tekemmül etmiş olması hali aranmalıdır. Dolayısıyla bir önceki safha tekemmül etmeksizin bir sonraki safhaya ilişkin idari işlem tesis edilemeyeceği gibi, sistematik içinde yer alan herhangi bir işleme karşı dava açılması durumunda ise önceden kesinleşmiş hukuki durumların yeniden incelenmesi yasal olarak mümkün değildir.

Haciz işlemine karşı açılan bu davada, mahkemece, davacının ortak olarak sorumlu olduğu dönemlerden bahsedilerek bir karar verilmiştir. Ancak bu husus kamu alacağının gerçek sorumlu olan şirketten tahsil edilememesi üzerine şirketin kanuni temsilci ya da ortaklarından aynı kamu alacağının tahsili amacıyla adlarına düzenlenecek ödeme emirleriyle bu ödeme emirlerine dava açılması durumunda incelenecek bir husustur. Nitekim bu amaçla davacı adına ortak sıfatıyla düzenlenen ödeme emirleri kendisine tebliğ edilmiş, bunlara karşı dava açılmış, açılan davalarda ise süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Haciz ise bu safhadan sonra uygulanan bir işlemdir. Dolayısıyla bir önceki ödeme emrine ilişkin hukuki tekemmülün ve haciz işleminin yasal şartlarının oluşup oluşmadığı irdelenmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, ödeme emri safhasında incelenmesi gereken bir husustan bahsedilerek hacizle ilgili hüküm kurulması hukuka uygun düşmemiştir.

Bu durumda dava konusu haciz işleminin dayanağı ödeme emrinin davacıya tebliğ edilmesi, bu tebliğ üzerine açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi, devam eden süreçte ise bir sonraki haciz safhasına geçilmesini engelleyecek herhangi bir hukuki durumun doğmadığının anlaşılması karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacının ortak olduğu dönemlerden bahsederek davayı kısmen kabul eden mahkeme kararında yasal isabet bulunmamıştır.

Açıklanan nedenlerde; davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle Vergi Mahkemesinin kararının davanın kısmen kabulüne ilişkin kısmının bozulmasına, davacının temyiz isteminin reddi ile davanın kısmen reddine ilişkin mahkeme kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ve sonucu itibariyle onanmasına, oyçokluğuyla karar verildi(*).

 
(*) KARŞI OY: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından istemin reddi gerektiği görüşüyle karara katılmıyoruz.

Danıştay 9. Dairesi
Tarih    : 29.12.2015
Esas No : 2013/3283
Karar No  : 2015/19566

VUK Md. 341, 344, Ek 1

VERGİ İNCELEME RAPORUNDA SAHTE FATURALARIN BİLMEDEN KULLANILDIĞININ BELİRTİLMİŞ OLMASININ, KESİLEN ÜÇ KAT VERGİ ZİYAI CEZASININ UZLAŞMA KONUSU YAPILMASINI SAĞLAMAYACAĞI

Hakkında üç kat vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle tarhiyat yapılan davacının, vergi inceleme raporunda sahte faturaları bilmeden kullandığı belirtildiğinden hareketle yaptığı uzlaşma başvurusunun reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptal eden mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmadığı hk.

İstemin Özeti: Davacı tarafından adına 2006/Ocak-Aralık dönemleri için re’sen tarh edilen üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine karşı uzlaşma talepli başvurusunun reddine yönelik 24.11.2011 gün ve 35149 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davayı kabul eden Vergi Mahkemesinin kararının, dilekçede ileri sürülen sebeplerle bozulması istenilmektedir.

Karar: Uyuşmazlıkta; davacının 2006 yılı faaliyetlerine ilişkin olarak katma değer vergisi yönünden incelenmesi sonucu tanzim olunan 25.10.2011 gün ve 205/14 sayılı vergi inceleme raporu doğrultusunda re’sen yapılan tarhiyatlara ilişkin ihbarnamelerin davacıya tebliğ edilmesi üzerine davacı tarafından 22.11.2011 tarihinde uzlaşma talebi ile idareye yaptığı başvurunun reddine yönelik 24.11.2011 gün ve 35149 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davayı; davacının iptalini istediği işlem içeriğinden davacının başvurusunun davacıya 213 sayılı Yasa’nın 359. maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesi ve bu bağlamda vergilendirmelerin ve kesilen cezaların uzlaşma kapsamına dahil edilemeyeceği gerekçesiyle reddedildiği, davacı hakkında tanzim olunan inceleme raporunda; davacının sahte faturaları bilmeden kullandığı ve olayda kasıt unsuru olmadığı sonucuna varıldığının belirtildiği ancak anılan raporun sonuç kısmında vergi ziyaı cezalarının 213 sayılı Yasa’nın 344. maddesi uyarınca üç kat olarak uygulanması gerektiği sonucuna varıldığı, anılan raporda belirtilen hususlar neticesinde davacı hakkında inceleme kapsamında 213 sayılı Yasa’nın 359. maddesinde yer alan fiilleri işlediğine ilişkin objektif, somut tespitler bulunmadığı, ayrıca davacının söz konusu belgeleri bilmeden kullandığı, olayda kasıt unsurunun olmadığı kanaatine varılmak suretiyle bu durumun inceleme elemanının tespiti ile desteklendiği görüldüğü halde yapılan tarhiyatlarda uygulanacak vergi ziyaı cezalarının üç kat olarak uygulanması neticesinde davacının uzlaşma istemlerinin reddi yönünde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden vergi mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 30. maddesinde; Re’sen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanunî ölçülere dayanılarak tespitine imkân bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması olarak tanımlanmıştır.

Aynı Kanun’un 344. maddesinde; 341. maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde, mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir kati tutarında vergi ziyaı cezası kesilir. Vergi ziyaına 359. maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu ceza üç kat, bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanır, hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanun’un 359. maddesinde ise;

  1. a) Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;

1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,

2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar,

hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.

  1. b) Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir.
  2. c) Bu Kanun hükümlerine göre ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır, hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanun’un dava konusu dönemde yürürlükte bulunan haliyle ek 1. maddesinde; “Mükellef tarafından, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezalarının (344. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyata ilişkin vergi ve ceza hariç) tahakkuk edecek miktarları konusunda, vergi ziyaına sebebiyet verilmesinin kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten ya da 369. maddede yazılı yanılmadan kaynaklandığının veya bu Kanun’un 116, 117 ve 118. maddelerinde yazılı vergi hataları ile bunun dışında her türlü maddi hata bulunduğunun veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu bölümde yer alan hükümler çerçevesinde mükellefler ile uzlaşabilir. Uzlaşma konusu verginin matrah farkları itibariyle bölünebildiği durumlarda uzlaşma sadece toplam matrah farkının bu bölümüne isabet eden vergi kısmı için de yapılabilir. Uzlaşma talebi vergi ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılır. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz. Uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağa idarenin nihai teklifi yazılır. Mükellef dava açma süresinin sonuna kadar teklif edilen vergi ve cezayı kabul ettiğini yazılı olarak bildirirse bu takdirde uzlaşma sağlanmış saydır.” hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında düzenlenen 25.10.2011 gün ve 205/14 sayılı vergi inceleme raporunda davacı adına sahte fatura kullandığından bahisle re’sen tarh edilen katma değer vergileri tarhiyatları üzerinden 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 341 ve 344. maddeleri uyarınca üç kat vergi ziyaı cezası önerildiği ve adı geçen rapor doğrultusunda üç kat vergi ziyaı cezası kesildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Uzlaşma” başlığı altında düzenlenen ek 1. maddesinde mükellef adına ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi ziyaı cezalarının, aynı Kanun’un dava konusu dönemde yürürlükte bulunan 344. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilen tarhiyata ilişkin vergi ve cezalar hariç tutulmak suretiyle uzlaşma kapsamında değerlendirilebileceği belirtildiğinden, davacı tarafından adına 2006/Ocak-Aralık dönemleri için re’sen tarh edilen üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerine karşı uzlaşma talepli başvurusunun idarece reddedilmesinde isabetsizlik bulunmamış olup, vergi mahkemesince yazılı gerekçeyle verilen kararda hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin kabulüne, Vergi Mahkemesi’nin kararının bozulmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.


Yorumları Görüntüle
Hiç yorum yapılmamış.